Feed on
Yazılar
Yorumlar

Bir Hadis-i Şerif

Ebû Mûsa el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Kur’an okuyan mü’min portakal gibidir: Kokusu hoş, tadı güzeldir. Kur’an okumayan mü’min hurma gibidir: Kokusu yoktur, tadı ise güzeldir. Kur’an okuyan münâfık fesleğen gibidir: Kokusu hoş fakat tadı acıdır. Kur’an okumayan münâfık Ebû Cehil karpuzu gibidir: Kokusu yoktur ve tadı da acıdır. “
Buhârî, Et’ime 30 Fezâilü’l-Kur’ân 17, Tevhîd 36; Müslim, Müsâfirîn 243. Ayrıca bk. Ebû Dâvud, Edeb 16; Tirmizî, Edeb 79; İbni Mâce, Mukaddime 16


(Efendimiz SAV bu ayda ölüm hastalığına tutulmuştur) Safer ayında Levhi Mahfuz’dan birinci kat semaya 320.000 bela inmektedir. Bu belalar ve kazalar sene içine yayılmaktadır. Bir dahaki safer ayına kadar bu 320.000 beladan birinin size isabet etmesinden korunmak isterseniz, aşağıda tarif edilen namazları kılınız, tesbihatları yapınız. Aile efradınıza ve çevrenize de tavsiye ediniz. Bu namazları kılanların, bir dahaki sene aynı güne kadar (üzerine kat’i yazılmış yani ALLAH’ın Teâlâ’nın C.C., senin üzerinde gerçekleşmesine kesin hüküm verdiği kazalar müstesna) kazalardan korunacağı rivayeti vardır.
Safer ayının ilk ve son çarşamba gününün gecesinde, yani salı gecesi kılınacak namazdır;
(İSLÂM’da gece günden önce gelir. Yani Cuma günü, Perşembe Günü akşam ezanı okunduğunda giriyor)
1 Rekât : Fatiha’dan Sonra ; 17 Kevser Sûresi
2 Rekât : Fatiha’dan Sonda; 5 İhlâs Sûresi
3 Rekât : Fatiha’dan Sonra ; 1 Felâk Sûresi
4 Rekât : Fatiha’dan Sonra ; 1 Nâs Sûresi

Safer ayının ilk ve son çarşamba günü, öğlen ve ikindi namazı arasında kılınacak namazdır;
1 Rekât : Fatiha’dan Sonra ; 11 İhlâs Sûresi
2 Rekât : Fatiha’dan Sonda; 11 İhlâs Sûresi
Bu namazdan sonra 100 kere “Yâ dâfia’l-belâyâ, idfâ anna’l-belâyâ, fallâhü hayrun hâfizan ve hüve Erhâmü’r-Râhimin, inneke alâ külli şey’in kadir” okunmalı ve dua edilmelidir.

Okumaya Devam »

Ben Yamyam Değilim

Küçük bir safari gezisi yaptık. Zebralar, antiloplar, impalalar, kırmızı antiloplar, siprinbacaklar, erkekleri üç metre zıplayanlar, ayrı ayrı şekilde safari meşherinde sergilenmiş.Arslanların bölümü ayrı bir alanda… Rehberimiz arslanlara haftada bir gün (pazar) et verildiğini, fazla verilirse, hımbıllaşacaklarını söyledi. Tedbirsiz davranıp yanlarına yaklaşan iki Japon turisti yemişler… Birkaç sene önce sarhoş olarak yaklaşan sahibini iki aslan yemiş… İnsan eti yiyenlerde bir alışkanlık olduğu, hep insan eti arzuladıkları için insan yiyen aslanları öldürüyorlar. Böyle bir tehlikeden dolayı arabadan çıkmamak gerekiyor. Birkaç sene önce Almanya’dan giden bir Türk grubu ikazlara uymayıp geç kalmışlar. Aslanlara et verilecekmiş… Bir yerde arabalarının benzinleri bitmiş. Rehberleri yokmuş. Telefonları da çekmiyormuş. Öbür güne kadar arabalarının içinde beklemişler… Birkaç aylık arslan yavrularını sevmek için müsaade ediyorlar. Onların ayrı bir yerleri var. Oralarda çakallar, sırtlanlar ve çitalar da var. Zürafanın yanına yaklaştık… Başa, sıcak vurmaması için safari şapkası giyiliyor. Üzerinde Güney Afrika bayrağı var. Bayrakta gökkuşağı gibi her renk bulunuyor.

Burçların Osmanlıcası

Koç : Davar-ül kurban
Boğa : Sığır-ül camış
İkizler : Adem-ül çift-i aynen
Yengeç : Mahluk-ül derya-ül böcekvari
Aslan : Malukat-ül vahşi
Başak : Nebatat-ül arpa vü yulaf
Terazi : Endaze-i kantar
Akrep : Haşerat-ül zehr-i zıkkım
Yay : Silah-ül zemberek
Oğlak : Davar-ül sakal-ı sivri
Kova : Damacana
Balık : Mahsulat-ı derya

Alemin Resmi

Bu şiir sevgili babama aittir…Eline sağlık babacığım…….

Bir ilkindi vakti dolaşırken dağlarda garip,
Aleme baktım uzaktan uzağa her şey ölümle muzdarip,
Kıyameti kopmuş gördüm nebat ve eşcarın,
Sanki yokluk elemi sarmış ayrılık tohumların.
Her şey birbirine girmiş karmaşık alemin,
Yeniden diriliş yok gibi ölmüş yok olmuş baharın,
Her şeyde bir hüzün, elem, keder var ayrılık hayatın.
Güller dökülmüş kalmış dikeni, bülbüller  hani,
Ahu fizar ile bülbüller beklerler baharı,
Çok zor gibi görünüşte mevsimin dönmesi bahara,
Güneş batmaya meyletmiş renksiz ufukta bir garip,
Gençlik ihtiyarlığa dönmüş şakağımdaki beyazlık,
Hatırlatıyor bana sende bu alem gibisin,
Senin için gelecek yakındır küçük kıyametin,
Olacaksın sende elbet dünyada yaşamamış gibi,
Mezarın kaybolacak bir garip karışacak toprağa,
Sen topraktansın, toprak senden bir olacaksınız elbet.
Bu dünya fani, Berzah karanlık, ışık yok ebed,
Rabbim af edip günahlarımı yok et,
Versin yeni bir hayat ebet diyarında daim,
Bekleriz şefatin Resulün  mizan kurulduğunda…

Şakir Akyol


 

Hac

HacHac yolcusu, evinden ayrıldığı andan itibaren, yol boyu, nefis ve enaniyeti hesabına iplik iplik çözülür; kalbî ve ruhî hayatı adına da bir dantelâ gibi ibrişim ibrişim örülür. Evet, insan bu ışıktan yolculuğunda en eski fakat eskimeyen, en ezelî ama taptaze gerçeklerle tanışır ve hâlleşir.. ve hiçbir zaman unutamayacağı edalara ulaşır. Hele yapılan işin şuurunda olanlar için bu arzî fakat semavî yolculuk, ihtiva ettiği vâridât ve hatıralarla daha bir derinleşir ve ebediyet gamzetmeye başlar.. başlar ve güya semanın renkleri, hacıların sesleri gelir hülyalarımıza dolar, ruhlarımızı sarar ve ömür boyu gönül gözlerimizde tüllenir durur.

Dünyada, Kâbe ve çevresi kadar, biraz hüzünlü de olsa, ama mutlaka füsunlu daha cazip bir başka yer göstermek mümkün değildir. İnsan, onun harîminde her zaman efsanevî bir güzelliğe şahit olur ve her şeyi en olgun, en tatlı bir meyve gibi koparır, yer. Oralara yüz sürme tali’liliğini paylaşan ruhlar, ebediyen başka bir ibadet mahalli arama vehminden kurtulurlar.. ve oraların öteler buudlu cazibesini ömürlerinin gurûbuna kadar da asla unutmazlar.

Bu yazı, Sızıntı dergisinin Haziran 1994 tarihli 185. sayısından alınmıştır.

Çocuğunuzdan Mektup Var…..

ÇOCUĞUNUZDAN MEKTUP VAR !
Sevgili anneciğim, Sevgili babacığım, 
 
Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları söylemek isterdim: Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da, sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni tanımaya ve anlamaya çalışın. Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşılarımda özgürlük tanıyın. Beni her zaman her yerde koruyup horlamayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem, daha iyi öğrenirim. Bırakın, kendi işimi, kendim göreyim. Büyüdüğümü başka nasıl anlarım yoksa. Büyümeyi çok istiyorsam da, ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin, ama beni şımartmayın da. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe, almadan edemiyorum. Bana yerli, yersiz söz de vermeyin.

Okumaya Devam »

Bayrak

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
Kızkardeşimin gelinliği şehidimin son örtüsü!
Işık ışık dalga dalga bayrağım
Senin destanını okudum senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın
mezarını kazacağım.
Seni selamlamadan uçan kuşun
yuvasını bozacağım.
Dalgalandığın yerde ne korku ne keder…
Gölgende bana da bana da yer ver !
Sabah olmasın günler doğmasın ne çıkar.
Yurda ay yıldızın ışığı yeter.
*

Türkçenin Evrimi

Yıl: 1965
“Karşıma âniden çıkınca ziyâdesiyle şaşakaldım.. Nasıl bir edâ takınacağıma hüküm veremedim, âdetâ vecde geldim. Buna mukâbil az bir müddet sonra kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessüm vardı.. Üstümü başımı toparladım, kendinden emin bir sesle ‘akşam-ı şerifleriniz hayrolsun’ dedim..” 
   

Okumaya Devam »

Eski Gönderiler »